Anasayfa KÖŞE YAZILARIM Hayata Dair Beğendiklerim (Yeni bölüm) UNUTULAN ÖZEL KADINLARIMIZ

OtizmTv'yi izlemek için tıklayın

Giriş Formu



Kimler Sitede

Şu anda 9 konuk çevrimiçi
Siteye Hangisiyle Ulaştınız?
 

Bağlantılı Öğeler

UNUTULAN ÖZEL KADINLARIMIZ

UNUTULAN ÖZEL KADINALRIMIZ

 

8 Mart Dünya kadınlar günü olarak kutlanıyor. Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de 8 Mart günü çeşitli etkinlikler yapılır. Yaldızlı konuşmalar yapılır, Kadının yeri tartışılır.

 

Ama ne yazık ki ben bu yaşıma kadar engelli kadınların varlığından söz eden bir etkinliğe, köşe yazısına, sempozyum veya makaleye rastlamadım. Sanki dünyada ve ülkemizde hiç engelli kadın yok ya da engellilerin annesi kadın değilmiş gibi görmezden gelinir. Oysa ülke nüfusunun %12.29 ‘ u engellidir. Bunun % 5’i erkek, % 7’si kadındır. Yani, yaklaşık 8.500.000 engelli nüfusa sahibiz. Bununda 5.600.000 ‘ i engelli kadındır.

 

Kadınların okuma yazma oranı oldukça düşüktür. İşsizdirler, sosyal güvenceden yoksundurlar.

 

Engelleri/ özürleri ile yaşamanın zorluğu yetmezmiş gibi, birde yoksullukla mücadele ediyorlar.

 

Toplumun önyargılı yaklaşımı onları toplumun dışına itmiş, dünyayı camdan pencerelerin ardından seyrediyorlar.

 

Tek lüksleri, kedileri gibi engellilerin buluştuğu mekân olan derneklerinde bir kahve içimi sohbetleri. Genellikle evliliklerini de bu mekânlarda seçtikleri, kendileri gibi engelli erkeklerle yapıyorlar.

 

Sağlıklı birisinin kendilerini tercih edebileceklerine hiç ihtimal bile vermiyorlar. Kim olmayan bacaklarına rağmen onları kabul edebilir. Hangi aşk, fiziksel eksikliği umursamaz. Var mıdır böyle bir yürek? Var mıdır? aşkta engel tanımayan cesur erkekler…

 

Çok uzatmaya gerek yok,sizinle bir engelli annenin çığlığını paylaşmak istiyorum.Bu mektup, bana Akrafm’de yayınlanan CANDA ÖZÜR OLMAZ programında okunması için gelmişti.Okudum ve dinleyenlerimle bu acılı yüreği paylaştım.Bu yazı ilede siznle paylaşmak istiyorum.

 

 

BİZ ÖZÜRLÜ ÇOCUKLARIN ANNESİYİZ…

Toplumun önyargılı bakışı, sadece özürlülerin kendisini değil, özürlülerin ailelerini de derinden yaralamaktadır. Bende toplumun bizimle olan ve bizdeki derin yaralar açan yaklaşımından söz edeyim istiyorum.

"İnsanlar yavrularımızı gördüklerinde önce bir şok yaşarlar, acıyarak bakarlar ve çoğunlukla yüreklerinin bu görüntüyü kaldıramayacağını söyleyerek uzaklaşırlar.

Görüştüğümüz, fakat bana çocuğumu hiç sormayan bir yakınımıza nedeni sorduğumuzda verdiği cevap şuydu: "Çocuğun durumunu hatırlatıp onu üzmek istemiyorum."

Şimdi size soruyorum, Biz halimizi nasıl anlatalım? Anlatsak ne olacak? Onlar bizim yaşadığımız zorluğu biliyorlar ve bizi görmeye tahammül dahi edemiyorlar.

Hasta çocuğumdan önce evimize çok gelen giden olurdu. Şimdi o insanların çok azı var hayatımızda. Onların bir ziyareti, bir telefonu bile bize teselli olurdu. Peki, onlara ne bizim hatırımızı sormakta mı acıyı hatırlatıyor. Halimiz nicedir diye sormak ne  kaybettirirdi?

Bizim hal ve hatırımızı sormak bile bu kadar zorsa, yaşadığımız hayatı siz düşünün.Mustafa bey.."

Evet, anlaşılan o ki, asıl özür toplumun bakışında. Asıl üzerinde durulması gereken ve tedavi edilmesi gereken işte bu "ağır özürlü" ve ön yargılı bakış açısı. Bu bakış açısının temelinde, psikolojide "üç-beş yaş psikolojisi" diye adlandırılan "nerede, nasıl ve neye bedel olursa olsun, acıdan kaç, hazza koş" felsefesi yatar.

İnsanlar, ait oldukları topluma ve o toplumu oluşturan her bir unsura karşı da bir sorumlulukları olduğunu unutuyorlar. Dahası, insanlar insan olduklarını, bu durumun her an ve her yerde kendilerinin de başına gelebileceğini göz ardı ediyorlar.

Bazılarının başına geliyor da. Peki, "acıdan kaç, hazza koş" felsefesiyle yaşayanlar, bu gibi bir imtihanla karşılaştıklarında ne yapıyorlar? Ne yapacaklar, hemen çoğunlukla, aynı "hedonizmle" davranıp, sorunu arkalarında bırakmak için bazen yuvalarını terk ediyorlar, bazen de özürlü yavrularını...

"Toplumun bize bakışında, bu çocukların özründen daha büyük bir sakatlık var. Ve bu bakışta insaf yok. Toplumun bize bakışındaki çarpıklığın nedenini bilemiyorum. Bu konuda âlimler, sosyologlar, psikologlar düşünmeli. Bildiğim tek şey bu bakışın üzerimizdeki olumsuz ve yıkıcı yansımaları. Bunu anlatmakta güçlük çekiyorum. "Ateş düştüğü yeri yakar" derler. Ve bizim üzerimize bir ateş düştü. Hasta çocuğumuzla birlikte biz de yanıyoruz ve bu arada da ateşi söndürmeye çalışıyoruz. Etrafımızda yanışımızı gören insanlar ise farklı farklı tepkiler veriyorlar.

 Bu tepkileri de paylaşayım istiyorum, İçimizi burkan ve bizi yalnızlığa terk eden bu tepkiler ;

-Sizler bu ateşi hak edecek bir günah işlemiş olmalısınız.

-Siz gerçekten zor bir durumdasınız. İşiniz çok zor, Allah yardımcınız olsun.

-Sizler şanslı insanlarsınız; zor durumdasınız, acı çekiyorsunuz, ama ahirette mükafatını göreceksiniz. Allah adalet sahibidir, asla karşılıksız bırakmaz.

Hatta, mübalağa etmiyorum, "Siz bu ateşte ne güzel yanıyorsunuz? Çocuğunuza iyi bakıyorsunuz, onu çok seviyorsunuz, şikayet etmiyorsunuz..." diye bizi ve sabrımızı tebrik eden insanlar da çıkıyor.

Ateşin bize verdiği acı bizde saklı kalsın.

Ya insanların bu yangına müdahalelerinin sözden öte gitmemesine ne demeli?

Yangını söndürmek için neden bir kova su dökmek insanların akıllarına gelmez?

Bunu dahi düşünemiyorlarsa, onların da tutuşma ihtimali yok mudur?

Yaşadığımız hayatı size özetleyerek bitireyim istiyorum mektubumu; "Kucağımızda yüzme bilmeyen bir çocuk ile denizin ortasındayız. Çocuğun yüzmeyi öğrenmesi imkansız. Bizim gücümüz, çocukla birlikte yüzerek sahile çıkmaya yetmiyor, ancak onu suyun üzerinde tutabiliyoruz. Üstelik zaman aleyhimize çalışıyor: Çocuk büyüdükçe ağırlaşıyor, biz yaşlanıp güç kaybediyoruz. Bu durumda, karadaki insanlardan bize bir ip atmalarını beklemek çok şey midir?"

Bu ipi atmanın maliyetini karadaki insanlar tek tek karşılayamaz belki, fakat devlet adlı organın işi ne? Onun bunun giyim kuşamına, namazına ve niyazına, yaşantı ve düşüncesine burnunu sokmak mı?Biz hayatı yaşarken öğreniyoruz,Hayatımızı kolaylaştıracak uygulamaları yapmak devlet için bu kadar mı zor?

 'Devletimizin' özürlü vatandaş diye bir derdi de var mı? Diyor engelli bir kadın!

            Hadi birazda siz düşünün, Ateşin düştüğü yürekleri.

            Onlar, Koşumuzdur, apartmanımızda, evimizin yanı başında, sokağın girişinde oturuyorlar.

            Bir özür borcumuz var, bu özel annelere.

            Selam ve dua ile

CANDA ÖZÜR OLMAZ 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile