Değerli okuyucular; ülkemizde ve dünyada her geçen gün otizmli çocuk sayısı artıyor. Hatta şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınmaya başlandı. Bugün
otizmin sadece genetik tabanlı olduğu söylevi, yetersiz kalmaktadır. Bu artış günümüzdeki çevre kirliliğiyle neredeyse doğru orantılı olarak sürmektedir. Tabi bu durumda çevre kirliliği ve otizm arasında bağlantı kurmamak mümkün değildir. Kirlettiğimiz dünya/doğa artık bizden intikam almaya başlamıştır… Peki çevre kirliliği nedir? Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz yönde etkileyen cansız çevre öğeleri üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayına "Çevre Kirliliği" adı verilmektedir. Gelişen teknolojinin yaşamımıza getirdiği konfor yanında, bu gelişmenin doğaya ve çevreye verdiği kirliliğin boyutu her geçen gün hızla artmaktadır. Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve toprakta yüksek oranda birikmesi çevre kirliliği oluşmasına neden olmaktadır. Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte artan cep telefonu kullanımı ve 3G teknolojisi, televizyonlar, dizüstü bilgisayarlar, mikrodalga fırınlar, fotokopi makineleri elektromanyetik kirlilik kaynakları olarak hayatımızı etkilemeye başlamıştır. Özellikle enerji alanında ihtiyaçı karşılamak için yapılan çalışmalara bağlı olarak sayıları artan nükleer enerji santralleri, nükleer silah üreten fabrikalar , radyoaktif madde artıkları kirlenme yaratan başlıca kaynaklar durumundadır. Radyoaktif atıklar, yaymış oldukları elektronla hava, su, toprak ve bitkilere zarar verir. Radyoaktif maddeye sahip (radyasyonlu) hayvansal ürünler (et, balık, süt, vb.) ve bitkiler, bu zararlı maddeyi besin zinciri ile insanlara ve diğer canlılara taşır. Bunun sonucunda bağışıklık mekanizması zayıflayarak hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Son yıllarda elektrik ve elektronik endüstrisi dünyanın en büyük ve hızla büyüyen üretim sanayisi olup ve bu büyümenin sonucu olarak ve hızla eskime/demode olma nedeniyle eski/hurda elektronik cihazlar (elektronik atıklar) dünyada en ciddi katı artık problemini oluşturmaktadır. Bu atıklar büyük ev aletleri, (fırın, soğutucu, kurutucu ve klimalar) küçük ev aletleri (tost makinesi, elektrik süpürgeler, çırpıçı, doğrayıcı) bilgi ve iletişim teknolojisi (bilgisayarlar, yazıcılar, cdler, telefonlar, dvdler) elektrikli ve eleketronik el aletleri ve tıbbi cihazlardan oluşmaktadır. Bu atıklar büyük yer kaplamalarının yanında yaydıkları Pb, Be, Hg, Cd, Cr+6 ve bromlu alev geciktiriciler ile çevre güvenliğini ve çevre sağlığını tehdit etmektedir. Bütün bunlar sadece otizme değil, kanser vb gibi birçok ciddi hastalığın artmasına yol açmaktadır. Otizmin sebebinin tam olarak bulunmaması da kanımca buna işaret etmektedir…Çevrenin etkisiyle bozulan genler beyin gelişimini de olumsuz yönde etkilemektedir. Sidney M. Baker adlı bir araştırıcı 1950’lerden günümüze otizmdeki patlamadan aşağıdaki faktörleri sorumlu tutmuştur. 1. Antibiyotik kullanılmasının artması 2. Ekilebilir toprakların fakirleşerek sebze ve meyvelerdeki vitamin ve mineral içeriğinin düşmesi. 3. Omega-3 tüketiminin azalması 4. Ağır metal, ilaç ve toksinlere fazla maruz kalınılması. Maalesef otizmli çocuk sayısı bu gidişle, hızla artmaya devam edecektir. Hatta bu genetik bozulmanın sonunda büyük ihtimalle henüz adını duymadığımız çok yeni rahatsızlıklar da ortaya çıkması muhtemeldir. İlk başlarda açıkçası otizmde, birçok alternatif tedaviye karşı çıkan birisiydim. Ancak kaynakları okudukça, araştırmaları inceledikçe otizmin nedeni hakkında yukarıda ifade etmeye çalıştığım tarzda bir kanıya varmaya başladım. Tam bu noktada Prof. Dr. Ahmet AYDIN’a hak vermemek mümkün değil. Aydın ülkemizde otizmin tedavisinde Dan protokolünü savunan nadir uzmanlardan…Otizmli çocukların ağır metallerden zehirlendiğini ve bu zehrin vücuttan atılmasıyla yapılan olan biyomedikal tedavi yöntemini savunmakta… Otizmin nedenleri hakkında çevresel faktörlerin ön plana çıktığına kanaat getirirsek dan protokolü akla yatkın gelmekte… Burada önemli olan; bu mantıklı durum(DAN protokolü) hakkında yeterince araştırılma yapılmasına fırsat tanınması gerekliliğidir.(Zehirlenme düzeltilebilir mi, ya da artık çok mu geçtir)
Yoksa şu an körü körüne de DAN’ı savunmuyorum… Tabi hemen şunları da sıralamak gerekir: Bu diyet vb tedaviler ancak ve ancak doktor kontrolünde çok sıkı kurallarına uyarak yapılmalıdır ve mümkün olduğunca erken bir yaşta başlanmalıdır… Aksi takdirde kayda değer bir faydası olmayacağı uygulayıcıları tarafından söylenmektedir. Ülkemiz şartlarını düşündüğümde şu an itibariyle; Bir an için otizmin sebebinde çevresel koşulları baz aldığımızda ve DAN protokolünü savunduğumuzda, bunun çocuğun eğitimini kolaylaştıracağını düşünürsek: Maalesef ve maalesef bunu sistem haline getirebilecek alt yapıyı kurmak sanırım yıllar alır ve birçok aile bu katı kurallı diyet sistemini uygulamakta kararlı davranamaz diye düşünüyorum… Olaylara sadece objektif bakmaya çalışıyorum yoksa herhangi bir sistemi, modeli vb.’ni bağnazca savunmak veya eleştirmek gibi bir niyetim yok… Zaten, sebebi net olarak şudur denilemeyen, otizm hakkında tek bir safta sıkı sıkı bağlı kalma düşüncesi kabul edilebilir değildir. Tabi sonuçta eğitimciler elindeki kumaşı bilinen eğitim yöntemleriyle işlemeye devam ederler… Ancak belki de kumaşa yapılacak çeşitli eğitim dışı müdahaleler belki de kumaşın daha iyi şekillenmesini sağlayacaktır. Buradan da asla yanlış sonuçlar çıkarılmasın yani örneğin; hiçbir ilaç yoktur ki otizmli çocuğu şıp diye konuştursun… Özel eğitim her zaman yoğun bir şekilde çoğunlukla bireysel olarak uygulanmaya devam etmeli… Neyse biraz da Ülkemizdeki durumdan bahsedelim… Ülkemizde otizm haklarını genelde bu alandaki dernek ve vakıflar savunmakta… Hemen söylemeliyim ki 400 bin tahmini otizmli bireye karşın yaklaşık 20 otizm derneği/vakfı var ve bunların da üyeleri de son derece sınırlı… Ülkemiz insanında sivil toplum örgütlerine karşı bilinçsizlikten kaynaklanan bir çekimserlik var… Halbuki devlet dediğimiz mekanizma karşısında sosyal haklarımızı savunabileceğimiz en iyi yol dernek, vakıf, sendika vb’dir… Devlet genel argümanlara bakar ve ona göre hareket eder karar verirken… Bizim otizmli çocuk aileleri ise koşturur çocuğuma oçem açtırıcam, diye bireysel olarak… Halbuki dernekleşilse, birlik olunsa veya var olan derneklere üye olunarak aktif olarak rol alınsa her şey çok daha kolay olacak belki de… Buna rağmen karşılaşılacak zorluklar da yok değil tabi ama en azından, en az düzeye indirilebilinir bu zorluklar… Bu arada yeri gelmişken, bu dernek/vakıfların bir araya gelerek oluşturdukları otizm platformu da biraz daha farklı bir yapılanmaya gitmeli… Yurt dışında özellikle Amerika ve İngiltere’de otizm adına gelir toplayıcı birçok etkinlik düzenlenmekte ve bu etkinliklerden büyük miktarda bağış elde edilmekte… Eğer ülkemizin sorunu paraysa bu sorun bu tarz etkinliklerle büyük ölçüde giderilebilir diye düşünüyorum… En azından otizmi tanıtırken, anlatırken lazım olan ödenek bu bağışlarla sağlanabilir. Ancak mutlaka ve mutlaka çeşitli organizasyonlar düzenlenmeli. Örneğin Amerika’nın çok ünlü bir oto yarışında Otizm Topluluğu için yarışan bir araç bile var… Ve benzeri birçok örnek sayabilirim. Ancak ülkemizdeki otizm platformunun bunları yapabilmesi için öncelikle çok daha fazla sayıda bir gönüllü aile kitlesine ihtiyacı var. Yani değerli aileler; benim çocuğumun yaşı geçti, ya da benim çocuğum iyi kötü eğitim alıyor işte vb. düşüncelere asla kapılmayın mutlaka otizm derneklerine üye olun, sahip çıkın ve otizmli çocukların ülkemizdeki geleceğini bunu yaşayanlar olarak siz belirleyin… Diğer taraftan bizler otizmli çocukların eğitim alabilecekleri ortamların sayısını tartışırken gelişmiş ülkelerde bu ortamların niteliği konuşulmakta… Ülkemizde devlet oçemlerinde genelde durum içler acısı… Yani yanlış anlaşılmasın kast ettiğim 4 çocuğa 1 eğitimci olayı, gel de pecs uygula, etkinlik çizelgesi yaptır… Materyal sıkıntısı da cabası… Tabi her şeye rağmen bu zorluklardan zaman zaman başarılı örnekler de duyuyorum ama bir yere kadar… Acilen ulusal bir otizm eylem planı hazırlanmalı bence…(Otizm platformunun bu konuda bir çalışması var-…otizm bildirgeleri…) Dur hocam, onca ekonomik sorun bitti de otizmliler mi kaldı…Ohoo o ona kadar ne sorunlarımız var biliyon mu sen… Olsun ben yine de söyleyeyim. Eylem planına göre, Otizmli çocuklar eğitim ortamları oluşturulsun. Bu ortamlarda çocukla birebir çalışılsın. Özel eğitimciler otizm konusunda yetiştirilsin(kızmayın ama bir kısmı öyle bence) Tabi bu açığı kapatmayacağı için eğitim fakültesi mezunu olup atanamayan ve otizmli çocuklarla çalışmak isteyen kişilere kurs verilerek ve bu kursa girdiğinde otizmli çocuklar eğitim merkezlerinde iş garantisi verilen ancak bu kursu aldıktan sonra en az 5 yıl bu merkezlerde çalışma koşulu koyulan kişilerle bu oluşum desteklenebilir. Tabi kurs; üniversite hocaları tarafından verilemeli, en az 1 yıl yoğun, teorik ve uygulamalı bir eğitim olmalı(özellikle uygulamalı davranış analizi iyice kavratılmalı ve ortalama bir eğitim modeli belirlenip o modelde eğitime devam edilmeli)... Ancak bu şartla kabul edilebilir… İlin ihtiyacına göre bu merkezlerin sayısı arttırılmalı… Bu çocukların en yakın okullarda zaman zaman kaynaştırma eğitimi almaları sağlanmalı… Bunu sağlayacak koordinatörler yetiştirilmeli… İyi duruma gelen otizmli çocukların okula tam zamanlı kaynaştırmaya verilmesi sağlanmalı… Bu otizmli çocuklar eğitim merkezlerinde çocuklar haftanın 5 günü günde 6 saat eğitim almalı. Burada çoğunlukla bireysel eğitim verileceği gibi zaman zaman da grup eğitimleri düzenlenmeli. Hatta normal çocukların bu okula gelerek otizmli akranlarıyla çeşitli etkinliklerde bir arada bulunmaları sağlanmalı… Yine bu okullarda 0-3 yaş 3-6 yaş 6-12 yaş ve 12-18 yaş ve 18+ birimleri oluşturulmalı… En azından şimdilik üst sınır 12-15 olabilir… Bu koşullarda otizmli çocukların rehabilitasyon merkezlerinden destek eğitim almasına da gerek kalmamakta… Bütün bunlar var olan bağımsız otistik çocuklar eğitim merkezlerinde de çeşitli düzenlemelerle gerçekleştirilebilir. Ayrıca bu otizmli çocuklar eğitim merkezlerine standart olarak birçok materyal seti alınmalı ve mutlaka pecs seti her sınıfta bulunmalı… Bütün bunları yapmak devletin görevidir ancak devlet genelde normal bireylere/durumlara göre hareket eder. Özel eğitime muhtaç çocuklar hakkında ciddi adımlar atılabilmesi için ancak, çok yetkili kişilerin engelli çocukları olması gerekir ki bu insanları anlayabilsinler, bu konuda ciddi adımlar atabilsinler... (Allah yine de kimsenin başına vermesin)... Ya da güçlü dernekler aracılığıyla bir şeyler yapılabilir... Değerli aileler mutlak dernekleşin veya var olan derneklerinize sahip çıkın. Görüşlerinizin yükseklere ulaşmasını ancak bu şekilde sağlayabilirsiniz. Engelli çocukların geleceği biraz da sizlerin ellerinizde... Bütün bunları bol keseden sallayan biri olarak değil, web sitesi aracılığıyla insanları otizm konusunda bilgilendirmeye çalışan, bulunduğum ilde otizm konusunda büyük mücadele veren, hatta bir otizm derneği kurulmasına öncülük eden ve bu derneğin yönetiminde halen görev alan bir öğretmen olarak yazıyorum… Biraz uzun oldu ama sabırla okuduğunuz için teşekkürler… SAYGILARIMLA Berat ÇELİK 15.06.2010 |
Yorumlar
Kocaeli Otistik Çocuklar Derneği adına güzel yazınız için teşekkür ederim. Yüreğinize, kaleminize ve bilgilerinize sağlık.Saygılarımla Alıntı
Maalesef ülkedeki genel durum bu şekilde…Ama yine de umudunuzu kesmeyin tabi ki 3-5 kişiyle de dernekçilik yürümüyor ama umarım daha fazla sayıda aileyle birlik olursunuz ve de özverili eğitimcilerle karşılaşırsınız …
Hakkınızı her zaman arayın…
Saygılarımla… Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.